7 Ocak 2012 Cumartesi

Philips AVENT PhotoFrame 7" linux'te video yükleme

Gecenlerde bu aletten aldik bir tane. Fotograf gostermenin yaninda mp3 calma (tek basina ve arka planda), video oynatma ozelliklerine sahip. Iyi bir alet sonucta.

Video oynatma tabii epey kisitli. Windows yazilimi sizin icin avi'leri ve gordugum kadari ile mp4'leri uygun formata ceviriyor. Bu format nedir:
  • Video format: MJPEG
  • FPS: 30
  • Cozunurluk: 800x600 desteklemiyor. Deneyip gordugum 640x480, 800x448
  • Ses: 8bit PCM, Mono
Peki bu videoyu linuxde nasil olustururuz? Avidemux video kisminda iyi de 8bit PCM olusturamiyor. Bu yuzden :
  1. sesi mp3 yada wav olarak kaydedip Audacity ile aciyoruz.
  2. Tracks > Stereo track to mono
  3. File > Export...
  4. Format olarak 'Other uncompressed files'
  5. Options >
  6. Header : WAV
  7. Encoding : Unsigned 8 bit PCM
Boylece sesi uygun bir wav dosyasina cevirdik. Bu dosyayi avidemux'da harici ses dosyasi olarak yukluyoruz. Hepsi bu kadar. Afiyet olsun :)

29 Ocak 2011 Cumartesi

Gmail adres defterinden Nokia 3200'a

Gmail'e aktarıp düzenledigim adres defterimi emektar Nokia 3200'ra aktarirken epey bir ter doktum. Burada paylasacagim. Belki caresiz bir ruha derman olur :)

Ozetle, kayitlari Gmail'den cikarttim, donusturdum, Nokia PC Suite (NPCS) ile 3200'ra yukledim. İşin sıkıntılı kısmı dönüsturme.

Gmail csv yada vcard formatinda kayitlari cikarabiliyor. Cok yetenkli NPCS, ikisini de direkt desteklemiyor. Hatta hata mesaji bile vermeden cakiliyor. Nokia'ya yakistiramadim.

Neyse vcard'ı donusturmek daha kolayima geldi. Donustume icin biraz bash biraz jedit kullandim.

  1. replace: TEL;TYPE= -> TEL;
  2. reg replace: ^N -> N;ENCODING=QUOTED-PRINTABLE;CHARSET=UTF-8:
  3. Eger NOTE: satirlari varsa onlari silebilirsiniz.
  4. jedit beanshell: ENC(String c) { s="";for(i:c.getBytes())s+="="+Integer.toHexString(i&0xff).toUpperCase(); return s; }
  5. jedit reg replace: ([^+A-Za-z0-9\n:.= ;-_-$!,]) -> ENC(_1)
  6. bash: mkdir kayitlar; I=0; cat 3200_contacts.vcf | while read L; do test "$L" = "$FL" && let I++; echo "$L" >> kayitlar/k"$I".vcf; done
Sonra NPCS'de kayitlar dizinine gidip butun vcf dosyalarini 'ice aktariyoruz' ('import') :)

Not: Linux uzerinde Wammu adli acikkod bir telefon yazilimi mevcut. Bir turlu 3200 ile baglanti kurduramadim. Kurabilirseydim belki cok daha kolay olacakti.

28 Kasım 2010 Pazar

Linux'e UK_TR klavye düzeni

Daha önceki bir yazımda US_TR klavye düzeninden bahsetmiştim. Bu da onun UK_TR olanı: Linktr-uk.tar.gz. Arşivin içinde ihtiyacınız olan dosyaları orjinal halleri ile bulabilirsiniz.

Ubuntu 10.04'de dosyaların yolları:

/usr/share/X11/xkb/symbols/tr
/usr/share/X11/xkb/rules/evdev.xml

18 Ekim 2009 Pazar

Doğum günü karaokesi

Bir arkadaşımızın doğum günü kutlaması için ona süpriz karaoke parçası hazırladık. Hem kendim icin hem sizler icin bu yazida deneyimlerimi paylasacagim.
Sıfırdan beste yapmak istemiyorsanız beğendiğiniz bir parcanin akustik yada karaoke surumunu bulmalisiniz. Sozlerin zamanlamasini kolaylastirmak icin karaoke surumunu tavsiye ederim.
Karaoke parcalari internette cdg+mp3 yada midi (kar) formatinda bulabilirsiniz. Mp3 olanlarin kalitesi daha iyi tabii. Cdg dosyasi karaokenin video tarafini iceriyor diye dusunebiliriz.
Parca secerken tavsiyem yavas olanlar. Bunlara soz uydurmak daha kolay. Gerekli kisimlar daha hizli yada daha uzatip soylenerek ozenle uydurulur. Biz What a Wonderful World'u kullandik. Isimiz epey kolay oldu. Bir cok reklamda muzik olarak kullanildigina sasmamak gerekir :)
Daha sonra 4-5 arkadas toplanip soz yazmaya girisiyorsunuz. Bir yandan icmenizi tavsiye ederim; hem daha cok egleniyorsunuz hem insanlar daha yaratici oluyor. Bir kisi bilgisayardan parcayi caliyor. Tekrar tekrar dinleyip uygun soz buluyorsunuz.
Soz bitince arkadasinizin fotolarindan parcaya uygun kareler secilir. Bu kareler moviemaker gibi bir programda karaoke mp3 ile bir videoya donusturulur. Boylece elimizde sozleri olmayan bir karaoke videosu oldu.
Sozle icin bir videoya daha ihtiyac var. cdg dosyasi pykaraoke ve avidemux ile video'ya donusturulur. pykaraoke ile cdg dosyasi bir png dosyalar kumesine donusturulur. Sonra bunlar avidemux ile videoya cevrilir. Tabii mp3'u de ekleyelim.
Bu video'yu aegisub programi ile alt yazilari olustururken kullanacagiz. Aegisub'da video acilir, ses yuklenir. Daha sonra orjinal sozlere gore kendi sozlerimizi ekleriz. Isteginize gore karaoke etkisini kullanabilirsiniz. Ortalama bir ozenle bu is 1-2 saatinizi aliyor.
Son asamada da ilk video ile alt yazimizi birlestiriyoruz. Bunun icin yine avidemux yada virtualdub kullanilabilir.
Bir asama daha yazayim. Bir karaoke bar ayarliyoruz. Adamlara videoyu veriyoruz ve arkadasimizin hic beklemedigi bir anda parcamiz oynamaya basliyor :)

30 Aralık 2008 Salı

Yapılması Gereken En Önemli Üç Şey

Jose Marti'ye sormuşlar: Ölmeden önce yapılması gereken en önemli üç şey ne olabilir diye? "Bir ağaç dik, bir kitap yaz ve bir evlat sahibi ol" demiş.

31 Ağustos 2008 Pazar

Windows için US_TR Klavye Düzeni

Yazılarımın çoğunda gördüğünüz gibi Türkçe harf kullanmaya pek özen göstermiyorum. Ç yerine c, ş yerine s basmam özensizligimden değil, klavyemin US düzenine sahip olmasından. Linux'de benim gibileri düşünmüşler ve alternatif bir düzen koymuşlar. Bu düzende alt tuşu ile s'ye basarsanız ş, u'ya basarsanız ü çıkıyor. Zor da olsa kullanmaya çalışıyorum.
Yaklaşık bir aydır zorla windows kullanıyorum. Çoklu masaüstü (VirtuaWin) ve diğer bir kaç araçla linux ortamımı az da olsa yarattım; bir bu klavye düzeni kaldı. Daha kolay yöntemi yada hazırı var mı bilmiyorum ama oturup The Microsoft Keyboard Layout Creator ile kendim bir düzen yarattım (maceradan kaçmayacaksın :)). us_tr.rar dosyasındaki setup.exe'yi çalıştırıp Input Service olarak "Türkçe - US klavye + Türkçe karakterler" servisini kurabilirsiniz.

31 Temmuz 2008 Perşembe

USBPC

Evimizde şu an 4 dizustu bir de masaüstü bilgisayar var. Hepsini satsan bir de üstüne emektar tarayıcıyı versem, iki göz yaşı, ancak 1000 lira alirim.
Eskiden olsa bir cop yiginindan bahsediyor olurdum ama artik durum baska. Artik islemciler, bana gore, cok coook gelismis durumda. Ben oyle internette gezen iki fal bakan bir kulanici degilim. Kod gelistiririm, resim yaparim arada da oyun oynarim. Yeni programlari da denemekten korkmam ama ne bu yeni programlarin ne de eskilerinin yeni surumlerinin ihtiyaclari gecen yillarda oyle cok artmadi. Yani düsen fiyatlara gore geride kaldi. Eskiden benim icin de ideal pc 1000$ civarindayken artik 500$ bile degil. Dizustu icin dusunursek 1000$lik bir makine beni ucurur :)
Anlayacaginiz benim evdeki coplerde hala hayat var. Bu arada bu 5 bilgisayari 1000/5=200 ytl'den dusunmeyin. Hanimla benim dizustuler, 1000 liranin 750 sini alir. Dizustu olarlardan biri 200MHz oburu de 230 falan. Masaustu 1100 civarı; o zaten idare ediyor. Ustune ubuntu kurdum takiliyor.
Gelelim bizim copleri ne yapacagimiza. Tabii ustlerinde win98 falan kosabiliyorum ama o kadar agir hesap makinelerine ihtiyacim yok :) Bu bilgisayarlar USBPC olacak. Olacak derken cok kesin konuşmayayım; zaman bulursam diyelim.
Simdi USBPC'nin ne oldugunu aciklayayim, google'dan buldugunuz ıvır zıvırla karıştırmayın. USBPC, usb disk gibi usb'den bir pc'ye takilan pc. Simdi pc'ye pc neden takacagiz? Cunku diger pc'nin etinden sutunden, ekranindan, klavyesinden faydalanmak icin.
Soyle dusunun bir dizusutunu, ekrani klavyesi olmayan bir masaustune usb kablo ile bagliyorsunuz ve o disustu bir anda digerinin ekrani, klavyesi, faresi, ses karti, hoperloru, harici diski, gerekirse ag baglantisi oluyor. Usb hafiza cubugu takar gibi sade ve basit. Boylece eski dizustu bir pc olarak degilde bir cevre elemanlar kumesi olarak hayat buluyor.
Simdi gelelim bunu nasil yapacagimiza. Oncelikle ara baglantidan bahsedelim. USB baglantisinda bir taraf kole digeri efendidir. Efendi genelde bilgisayar, kole de cevresel aygitlardir. İki efendi bir usb'de olmaz. İkisini bir kablo ile baglamak icin araya ikisinine kul kole olacak bir araciya ihtiyac vardir. Piyasada veri iletisimi icin kullanilan bu tip kablolar mevcut. Tabii bu kablo ile ozel bir surucu yazilimi kullanmak zorundayız. Bizim durumumuzda bu surucu usbpc ile baglantiya gececek ve o tarafı kendi bilgisayarina usb hub olarak tanıtacak. Boylece normal bilgisayar diger tarafı bir suru usb aygıt takilmis bir usb hub olarak gorecek. Ileride bir tarafa kendini hub olarak tanitan ozel bir kablo ile bu ozel surucuden kurtulabiliriz. Bu da projemizin donanim tarafi :)
Daha sonrasi normal usb kullanimi ile gerceklesecek. Usb aygitlar icin isletim sistemi tarafindan gerekli suruculer yuklenecek ve hepsi kullanima girecek. Usb aygitlarin her birinin ait oldugu bir sinif var: veri deposu, kullanici girdi birimi gibi. Onemli olan standart siniflari kullanmak. Boylece ayri bir surucu saglamadan isletim sisteminin bu aygitlari kullanmasini saglayabiliriz. Usb ekran icin bir standart var mi bilmiyorum ama fare, klavye, disk surucu icin bunlar mevcut.
Simdi daha teknik olarak uygulamaya egilelim. Dizustu makinada hafif bir linux olacak. Boylece farkli farkli aygit suruculeri ile ugrasmak zorunda kalmayacagiz. Biz sadece standart linux surucu arayuzu ile istedigimiz aygitlari surecegiz. Grafik arabirimi icin de X11 olmali. Aslinda ilk basta ubuntu gibi tam takim bir linux'le baslamakta fayda var. Daha sonra proje DSL gibi kucuk bir surume tasinabilir.
Isimize yarayacak acik kaynakli guzel bir proje var: usb/ip. Bu proje usb aygitlari ağ uzerinden paylasmak icin gelistirilmis. Bu proje sayesinde usb kablo ile ugrasmaya baslamadan once usbpc'deki kaynaklari birer sanal usb aygitlara donusturmekle ugrasabiliriz. usb/ip'nin kodu ile ugrasarak oncelikle usbpc'nin klavyesini, usb klavye gibi networkten diger bilgisayara baglariz. Sirasi ile diger aygitlara gecilir.
Onemli sorunlardan bir ekran icin gerekli veri trafigi. Usb 1.1'in bu trafigi zoe kaldirmayacaktir. Dikkat etmemiz gerek standart bir usb ekran surucusu varsa bunun kullandigi protokol. Yani ekran ile haberlesirken veri sıkıştırarak mi gonderiyor. Eger buradaki haberlesme cok agir olacaksa kendi surucumuzu yazmak zorundayiz. Bu surucu vlc gibi bir protokol kullanacaktir. Hatta vlc kodunu kullanabiliriz.
Aygitlarin sanal usb kodlari hazir olunca sira daha once bahsettigim gibi bir kablo almaya geliyor. http://www.linux-usb.org/usbnet/ sayfasinda linux usbnet surucusu icin uygun kablolar siralaniyor. Bu kablolarin linux icin surucusunu bulmak kolay olacaktir. 20ytl'ye kablo satiyorlar. Bunlardan alip ugrasmak gerekiyor. Eger masaustu bilgisayarda da linux varsa ayni surucu ile o taraftaki isleri de halledebiliriz. Daha sonra windows icin de bir surucu hazirlanabilir.
usb/ip projenin isimize yarayacak baska bir yani da istemci makinada sanal bir usb hub yaratmasi. Bu kodu usb kablo surucusu ile bagladigimizda isimizi gorecektir.
Kisaca proje boyle. Benim suan pek ugrasacak zamanim yok. Projeyi hayata gecirmek isteyen olursa destek olmaktan mutluluk duyarim :)

11 Mayıs 2008 Pazar

Yeni bir blog

Baktim ki bu blog cizimlerimle dolacak. Yeni bir blog olusturdum: ciziktirik.blogspot.com. Bundan boyle cizimlerimi orada bulabilirsiniz. Ha hangi blog daha aktif olur (Bir kac ayda bir yazi alma sansi olur) bilemem :).

21 Aralık 2007 Cuma

Youtube'a altyazı

Youtube'a altyazı fikri çoktan uygulanmış aslında. Birileri fikrimi benden önce buldu diye yazmayım mı yani? Subtitle.in ve benzeri birçok site adresini verdiğiniz bir youtube videosu üzerine altyazı yazmanıza izin veriyor. 'srt' yada herhangi bir altyazı dosyası yüklemeye izin veren var mı bilmiyorum. Yoksa bu da benim fikir katkım olsun :P Cesur Ayılar çizgi filmi için amatör bir altyazı yazmaya da başladım, ilgilenenlere duyurulur. Filmleri youtube üzerinden izlemek için gerekli bir özellik de 10 dakikalık videoları ardışık olarak gösterecek bir site. Böylece izlemesi ve altyazı yüklemesi daha kolay olacaktır.

24 Kasım 2007 Cumartesi

Zilli Yastık

Her fikrimle dunyayi kurtarmami beklemiyordunuz degil mi? :) Her gunumuzun 3'te 1'rini gecirdigimiz yastiklara da onem vermek lazim. Yine basit bir fikirle karsinizdayim. Fikrin asil adi alarmli yastik. Yastigin icinde bir alarmli saat var. Alarm vakti geldiginde calarak sizi uyandiriyor ve siz basinizi yastiktan kaldirincaya kadar susmuyor. Biraz da akilli davranip, 5 dakika icinde ağırlık algilayicilari bir baski hissederse tekrar calmaya calisiyor. Tekrar yatmak isterseniz kalkip biraz dolasmaniz lazim :) Alarm devresi, kontrol birimi ve agirlik algilayicilari yumusak su gecirmez bir plastikle kaplanmali. Disarida olacak kontrol birimi kumaş bir kesenin icine konulabilir. Piller bu birimde bulunur. Ayni fikri yataklara da uygulayabiliriz. Yastigi bir kenara atabilirsiniz ama yataktan kacmaniz pek kolay olmayacaktir. Iyi uykular :)

14/01/2011 Bak yine fikrimi calmislar :) http://www.zamazing.org/yazi/alarmli-yastik

8 Kasım 2007 Perşembe

Masa Ağacı


Masa agacı, meyve olarak masa veren yada masa yapımı için uygun olan bir ağaç değil. Gerçi lisede oyle bir hikayem vardı. Çok fazla biyolojik gösteriye sahip hikayede, biraz genetik biraz da kalıplar yardımıyla eşya şeklinde ağaçlar vardı. Dune'daki koltuk köpekler gibi. Neyse daha uygun bir ad 'Masa üstü ağacı' olacak, bir de bunun bir yazılim projesi olduğunu söyleyince zannederim daha iyi anlayacaksiniz.
Proje 'masa üstü' kavramının dizin yapısı ve pencere yönetiminin bir birleşimi.
İlk ikisinin birleşimi şöyle oluyor: masa üstünüzde bulunan dizinlerin bir kismini masa dizini olarak ayarlıyorsunuz. Bu dizinlerin üstüne tıkladığınızda masa üstünüz bu dizin oluyor ve o dizinin altındaki dosyalar ve dizinler masa üstüne diziliyor. Bu dizinler için ayrı arka plan resimleri ve diğer ayarlar tutuluyor.
Pencere yönetimine gelirsek. Uygulama pencereleri her masa üstünde görünür olabileceği gibi açıldığı masa üstünden çıkıldığı zaman gizlenebilir. Bu uygulamayı zaten çoklu masa üstü ortamlarından tanıyoruz.
Bunları bir araya getirelim; masa üstlerine de temalar atayalim. Resim, muzik, film, belge masa üstleri olsun. İkonların resimleri, arka fon resmi temaya uygun olarak değişsin. Resim dizininde kullanıcının resimleri, muzik'te mp3'ler, belge de belgeler şeklinde. Bu masa üstlerine bir de tema ile ilgili programların ikonlarını da koyalım. Müzik masasında winamp, ses kaydedici program vs; belge masasında openoffice, acrobat gibi. Böylece uygulamalarla ilgili dosyalara kolaylıkla erişilebilinen bir ortam elde ediyoruz.
Bu masaları evinizin birer odası olarak hayal edin. Müzik odanıza giriyorsunuz kasetleriniz, cdlariniz, muzik calariniz, gitariniz. Sinema odanizda dvdleriniz, projectorunuz. Belge odanizda kutuphanenizda bir kitap okurken, muzik odanizda actiginiz radyonun sesini duyorsunuz. Sonra caniniz sıkılıyor ve resim odaniza geciyorsunuz; hemen ortada en son calistiginiz eserler :) cift tiklayip resmi photoshop'ta acin. Diger uygulamalarin pencereleri kendi masa üstlerinde sizi rahatsiz etmeden calisin.
Ürünü iyice pazarladiktan sonra gelelim gerçeklemeye. Windows'ta böyle bir uygulama nasil gerceklestirilir pek bir fikrim yok. Bir linux adami oldugum icin ve her turlu ayarlamaya acik oldugu icin linux'e eğilecegim. Linux'te farkli masa ustleri (hepsinde ayni dosyalar ve dizinlerle) zaten yaygin bir uygulama. Eldeki hazir pencere yoneticilerini fazla degistirmeyen ve yeniden derleme gerektirmeyen bir cozum cok guzel olacaktir. Uygulamamiz kendini dizinlerin acilmasi sirasinda uyandirilacak sekilde ayarlar. Dizin acilmak istendiginde uygulama dizinin ayarlarina bakar. Eger dizin bir masa ustu diziniyse pencere yoneticisine masa ustu dizinini degistirmesini soyler, gerekirse arka plan resmi ve diger görsel ayarlar da degisir. Masa ustunun guncellenmesini pencere yoneticisi bizim icin yapar. Uygulama ilk kuruldugunda istege gore resim, muzik, belge gibi populer dizinleri yaratip bu konularla ilgili promlarin kisa yollarini bu dizinlere koyabilir.
Epey uzun bir yazi oldu. Yazimi, uygun bir zaman bulunca bu uygulamayi gelistirmeye calisacagim sozuyle noktaliyorum. Tabii acik kaynak kodlu olcak :)

4 Kasım 2007 Pazar

Şişen Mont

Hayıııır! Hayıııır! Bu blog 3-4 yazı sonra ölmeyecek! :D Artık ne desem boş. Her şey emek istiyor kardeşim. Bir şey de çıkıp kendi kendine olsun be. Mesela blogger.com gelip beynimden fikirleri emsin yazsın siteye :) Neyse demek ki bu iş böyle olacak; hiç olmamasından iyidir.

Bu kadar yazdım, okuyan da duruma çok üzüldüm, bunu düzeltmek için hırslandım şimdi ardı ardına fikirleri sıralıyacağım zannedecek. Yok öyle bir şey. Basit küçük bir fikir sadece. Zaten küçük olduğu için üşenmeyip geçtim klavyenin başına. Neyse fikre geçelim.

Fikir şişme mont. Bu kadar. Şişen can yelekleri gibi günlük hayatta kullanmak için mont. Tabii astarı, cepleri falan olacak. Sönükken normal ince bir mont gibi kullanıyorsunuz. Şişirdiğinizde içine dolan hava sayesinde ısı yalıtımı artıyor ve kışlık mont oluyor. Taşimasi kolay. Duruma göre ısı yalıtım seviyesi ayarlanabiliyor. Can yeleği işlevi de var :) Maliyeti düşük. Tek sıkıntısı patlayabilir yada sızıntı yapabilir. İçine ısı iletimi daha düşük bir gaz doldurup satılabilir. Tabii, bu durumda müşterinin montu söndürmemesi gerekir.

24 Haziran 2007 Pazar

Var olmak

Daldan dala atlayarak devam ediyoruz. Gordugunuz gibi fikir uretmek icin konu sinirim yok. Bu fikirlerin degerine siz karar verin. Simdi sirada felsefe var.
Kucuk yaslardan beri olum korkusu tasirim. Aklima nasil girdi bilmiyorum, belki gordugum yada duydugum bir olay beni etkiledi. Daha 6 yaslarimda babama sarilip "Olmek istemiyorum" diye agladigimi hatirliyorum. Dogal olarak, yasam, olum, var olmak konulari fikir dunyamda cok yer kapladi.
Ben ruha inanmam. Yani bedenizmizden ayri bir varligimiz olduguna. Bundan dolayi fiziki varligimiz sona erdikten sonra da varligimi devam ettirebilecegim tesellisi ben de ise yaramaz (sanki ruha inananlar olum korkusu tasimiyor mu tartisilabilir). Lise caglarimda kendi kendime sordugum sorulardan bir oyun gelistirmistim. Sorulara 'evet' cevabi verdiginizde (gercekten inanarak) siradaki soruya geciyorsunuz ve sonuncu soruda benim yasamak, var olmak konusuna cevap buldugum yere geliyorsunuz. Unutmayin sadece 'evet' cevabi verdiginiz surece oyundasiniz.
1- Ruha inanmiyor musunuz? (Tamam ters bir soru oldu ama oyunun kurali geregi 'evet' diyerek ilerlemeniz lazim :))
Simdi bir kurgu uzerinden devam ediyoruz. Cok buyuk bir teknoloji sirketine is icin basvuruyorsunuz. Anlam veremesenizde size bir cok saglik testi yapiyorlar ve size geri doneceklerini soyleyerek yolluyorlar. Bir kac hafta sonra cagriliyorsunuz. Sizi beyaz takim elbise giymis, bembeyaz saclari beyaz sakallari ile birlesmis olan sirket sahibinin yanina goturuyorlar (Bu kisi aslinda o zamanlar gosterilen, Jurassic Park'in sahibi olan adam. Yakin zamandan dusunursek, Matrix'in mimarina da benziyor.) Birlikte sirketin cok gizli bir laboratuvarina gidiyorsunuz. Burada yuruyen bir band uzerinde degisik nesneler bir makinanin onunden geciyor. Size bu makinanin onundeki varligi birkac nano saniyede taradigi anlatiliyor. Daha sonra band uzerinde tasinmaya devam eden nesneler ikinci bir makinaya geliyor; burada makina objeleri degisik cekillerde parcalara ayiriyor, bagzilarini tuzla buz ediyor. Yollarina devam eden parcalar sonuncu makinada duruyorlar. Burada, size anlatildigi uzere (ve siz de gozlerinizle gordugunuz sekilde) ilk makinadan alinan tarama verilerine gore, nesneler atom alti parcalarina kadar tekrar ayni sekle getiriliyorlar. Bir anlamda zaman da geriye donduruldukleri soylenebilir. Objelerin gorsel olarak eski halleriyle bire bir oldugunu rahatlikla soyleyebiliyorsunuz. Tekrar birinci makinaya getirilip tarandiklarinda ayni tarama sonuclarini veriyorlar. Burada gelistirilen makinalarin amaci bir kaza aninda yada savasta yaralanan insanlari en kisa yoldan eski hallerine getirmek, bir anlamda iyilestirmek. Tabii tarama kayitlarinin mumkun oldugunca guncel tutulmasi onemli.
2- Sirket sahibi artik bu makinalari bir insan uzerinde denemeye hazir olduklarini soyluyor. Ve denek olarak sizi kullanmak istiyorlar. Oncelikle bir ayak parmaginizdan baslayacaklar. Parmaginiz taranacak, ortasindan kesilecek ve tekrar eski haline getirilecek. Bir kac nano saniye icinde gerceklesecek bu surecte her hangi bir aci hissetmeniz beklenmiyor. Deney basarili olursa bir sonraki asamaya gecilip ayni deney ayak bileginizde gerceklestirilecek. Sonra kasığınızda, karin bolgenizde ve son olarak boynunuzda. Butun bunlara karsin, deney herhangi bir asamada basarisizliktan dolayi iptal edilse de, size 1 Milyar YTL verilecek (sizi veya varislerinizi ihya edecek bir para). Paranin odenmesi konusunda hic kuskunuz yok (ben kefilim :)). Bu teklifi kabul eder misiniz?
3- Siz deneyin yapilacagi gunu ozel odanizda beklerken ak sakalli beyefendi sizi gormeye geliyor. Nesneleri atom alti parcalarina kadar parcalayan yeni makinalarinin (silah diyebiliriz) hazir oldugunu soyluyor ve oncekini iptal edip yeni bir teklifte bulunuyor. Kesme deneylerinden sonra ayni sira ve bolgelerde bu yeni makinayi denemek istiyorlar. Yani once ayak parmaginiz yok ediplip, tekrar birlestirilecek. Sonra ayaginiz, bacaklariniz diye gidecek. En son olarak butun vucudunuz. Yine hic bir aci hissetmeniz beklenmiyor. Teklif edilen para bu sefer iki kati. Kabul eder misiniz?
4- Bir an once deneyi yapip paralariniza kavusmak icin beklerken sirket sahibi yine gelir ("simdi ne var?" diye dusunuyorsunuz). Silahin testleri sirasinda, ates edilen nesnenin kutlesinin bir kisminin enerjiye donustugunu ve bunun bir kisminin yakalanip tekrar donusturulemedigini tespit ettiklerini soyluyor. Bu duruma karsin, kaybolan proton, elektron yada kuarklarinizin deney oncesi bir kenarda hazir bulunan kaynaklardan karsilamak istiyorlar. Tahmini olarak parcaciklarinizin %10'u disaridan karsilanmis olacak. Bilinen herhangi bir metodla bu yeni parcaciklarin eskilerinden ayirt edilemeyecegini soyluyor. "Atom yerine atom, elektron yerine elektron, kuark yerine kuark koyacagiz" diyor. Bu yeni durumu kabul eder misiniz?
5- Deneye bir kac saat kala kapiniz tekrar caliyor. "Daha ne ters gidebilir" diye dusunurken dedeniz yasindaki patron giriyor iceriye. Yine bir sorunla karsilasilmis. Insan vucudu cok karmasik ve parcalandiktan sonra parcaciklarini cok kisa bir surede bulup toplamak pek mumkun gorunkuyor. Bu durumda parcalanmayan kisimla yeni kisim arasinda uyumsuzluk ve hayati tehlike riski var. Ama yine bir cozumleri var. Orjinal parcaciklari toplamakla ugrasmak yerine, butun parcaciklari disaridan alacaklar. Yani yaklasik %10 olan disarindan alma orani %100 olacak. "Protonsa proton, elektronsa elektron" diyor adam. Siz ne diyorsunuz, devam mi?
6- Artik laboratuvardasiniz. Yakininizda buyuk kapali kaplarda carbon, oksijen, hidojen ve bir suru atom kaynagi duruyor. Bunlar bir uzvunuz yok edildiginde sizi tekrar ormek icin kullanilacak. Ileriden buyuk patronu beyaz bastonunu hizli hizli yere vurarak gelirken goruyorsunuz. Anlasilan yine bir sorun var. Insan vucudu cok karmasik ve onu atomlari disarindan da saglasalar, bir kac gunden once birlestiremeyecekler. Ve bir denegin bir kac gun icin ortadan yok olmasi onlar icin buyuk hukuki sorunlar olusturuyor (cok manali gelmeyebilir, uzerinde durmayin; sorun oluyor, yapamiyoruz iste). Bunun icin yapilabilecek sey, madem sizi bu yanlarda duran atomlardan olusturacaklar, o zaman sizi parcaladiktan sonra onlari bir araya getirmek yerine parcalamadan once onlari dizmeye baslayabilirler. Iki gun sonunda kopyaniz tamamen bitip basarili oldugunda silahi uzerinde deneyecekler. Karsinizda kopyaniz, aranizdaki ozel camdan dolayi sadece siz onu gorebiliyorsunuz, silah size yoneltilmis, 2 Milyar YTL'yi o alacak, size artik guzel bir anit yaptirir. Ee ne diyorsunuz? :)
Herhalde parmagimi kesip yapistirirken, kendimi oldurtup klonumu zengin yapmaya nasil geldim diyorsunuz?
Aslinda bizi olusturan atomlarin cok buyuk bir onemi yok. Dogdugumda 1,5 kilo iken simdi 75 kilo oldugumu dusunursek anne karnindan beri tasidigim atomlarin, ki onlar da annemin yedigi meyveden, sebzeden, etten geldi, ancak binde bir civarinda oldugunu soyleyebiliriz. Gerisi de benim yediklerimden geldi, ne yersek oyuz. Bence atomlar onemli degil ama onlarin sirasi bir birine baglanis sekli varligimizi belirtiyor. Yani ayak parmagimdaki carbon atomlari benim benlik bilgimin bir parcasi. Bu basit ama buyuk bilgi, benim dusuncelerimi, zevklerimi, hayallerimi kapsiyor. Ayni yerlesmeyi sagladiktan sonra klonumun benden farki yok. O da bir Erdem oluyor. Bu noktada klonum yasarken ben yok olsam da varligim devam etmis olacaktir.
Bu fikirlerden ulastigim, sonsuz hayat icin cok yakin bir zamanda uygulanabilir bir cozumu baska bir yazimda aktaracagim.

2 Haziran 2007 Cumartesi

Davetiye Karti



Evet evleniyorum ve davetiye kartimi kendim hazirlamak istiyorum. Vaaaaaaauv, harika fikir; kendi basima mi buldum, evet ben duldum :D. Tamam cok matah bir fikir degil ama onemli olan bu seferkinin sadece fikir olarak kalmamis olmasi. Davetiye tasarimi da kayda deger, en azindan bence :).



Davetiyenin kapaginda usteki resmi goruyorsunuz. Kapagi ortadan iki yana actiginiz da alttaki resim gorunuyor ve tabii 'sizi aramizda ... 1/7/2007... Aileleri..." falan filan. Aslinda icerdeki resim icin dusundugum, balyozun el degistirmesi :) ve gelinin elinde cicek olmasiydi fakat mali sebeplerden dolayi sadece alttaki resmi koymaya karar verdik.

27 Mayıs 2007 Pazar

captcha

'captcha', cha cha'nin bir turu degil, ketcap da degil. 'kapca' lazca hamsi demek ama lazca da degil. Ne idur da? Completely Automated Public Turing test to tell Computers and Humans Apart, yani otomatik olarak insanlarla bilgisayarlari ayirma. Basitce soyle: kutu gibiyse ve saclari yoksa bilgisayar, gecenin bir vakti internette sorf yapmaya calistiginizda dayak yiyorsaniz insandir yada degildir. Ne mutluki bundan baska yontemler de gelistirmisler boylece "simdi bu 'l' mi 'I' mi" "'b' mi '6' mi" diye kasip duruyoruz.
Gecen slashdot'ta okudugum bir yazi uzerine eski bir fikrim geldi aklima. Downloadcular bilir rapidshare, rus kokenli oldugunu dusundugum, dosya yuklemenize ve yuklenmis bir suru film, oyun vs'yi cok hizli indermenizi saglayan bir site. Fakat eger bu hizmeti bedava kullanmak istiyorsaniz saat basina sadece bir dosya indirebilirsiniz, her dosya max. 100MB, ve indirme isleminin basinda size bir kapca soruyor. Boylece bir programin sizin icin saat basi gidip filminizin baska bir 100MB'lik kismini indirmesini engellemeye calisiyor. Sizin bu islemi manuel yapmaktan sıkılıp (<--bu kelimeyi ingilizce klavyede yazmak tam bir eziyet) uye olmanizi bekliyorlar. Tabi bu duruma papuc birakmayacak, bir cozum yolu arayacak bir cok genc var. Kapca'lari asmaya calisan bir cok proje olmasina ragmen bunlarin tum kapca'lara cozum oldugu soylenemez. Ne kadar zeki bir cozum getirirseniz getirin, her zaman daha zor bir kapca yontemi bulacaklar. Bu zorlastirmanin siniri tabi ki insan kapasitesi (Normal bir insanin anlayamacagi bir kapca pek ise yaramaz). Burada devreye Downloadcularin Engellenemez Kardesligi giriyor. Siz otomatik downloadunuzu ayarlamis uyuyorken, dunyanin her bir yaninda uyanik olan kardesleriniz sizin icin kapcalari cevapliyorlar. Siz de size uygun bir zaman ayni yardimi yapiyorsunuz. Cevapladiginiz kapca kadar kapca yardimi alabiliyorsunuz.
Biraz da teknik yonune bakalim. Kardeslerin baglandigi bir site olmali. Indirmek istediginiz dosyalarin linklerini siteye giriyorsunuz, o da size yeni likler veriyor. Bu baglantilari (linkleri) da otomatik download programiniza giriyorsunuz (programin her indirme arasinda bir saat beklemsi onemli). Program download baslamak istediginde sistem asil baglantidaki kapcayi o sirada siteye bagli kullanicilardan birine soruyor. Kapcanin cevabini asil siteye gonderip dosyanin adresini aliyor. Sonra da indirme istegini bu adrese yonlendirir. Sitede surekli olarak bir kac kullanici olmasi onemli tabi.

25 Mayıs 2007 Cuma

Reklam

Ikinci yazimi yazma mutlulugu icindeyim; belki de bu isi tuttururum. Ne zaman bayacagim belli olmaz, sizi onceden uyarayim. Bu sefer ki yeni fikirlerimden birinin reklami:

Dar acida, direksiyonda bir bayan gozukmektedir, kirmizi sirin bir bayan arabasi. Bir fren sesiyle birlikte baska bir arabayla burun buruna gelirler. Diger sofor, halktan hafif sempatik bir erkek, hisimla arabadan iner ve afallayarak hizlica tekrar biner. Sempatik bir sekilde, isaretlerle yolu bayana biraktigini anlatmaya cabalar. Bayanimiz da gulmemeye calisarak basini sallar. Sonra yine cok dar acida kirmizi arabanin manevra denemelerini goruruz, arabanin sadece burnu yada arkasi gorunur. Bu arada yolda birikmis 5-6 araba sessizce bayani beklemektedir. En sonunda manavra tamamlanir, kirmizi araba digerlerinin yanindan gecerken icinde tesekkur eden bayan ve 3 tane iri yari adam gozukmetedir. Diger soforler de sempatik gozukmeye calisarak karsilik verir.
Kirmizi araba yol kenarina ceker, bayan yaninda oturan adama dogru egilir, birseyler yapar. Adamin sonmeye basladigini goruruz. Bayan sonen adami katlayip torpido gozune koyarken okul kiyafetli oglu adamin yerine oturur. Anne, ogul ve arkada iki sisme adam giderler.
Aksam vakti, kirmizi araba sokak lambasinin altinda park halinde, icinde dort iri yari adam beklemektedir. Reklamin slogani cikar: "Gonullu yol arkadaslariniz".

Reklamini dinlediginiz bu urun, bir cok tipte, oturur vaziyette, iri yari, sisme adam. Bildiginiz sisme kadinlardan farkli olarak bunlarin amaci yollardaki magandalara karsi yanliz yolculari korumak. Elektrikli pompasiyla beraber, ikili-uclu olarak satilabilir. Satildigi ulkeye gore adamlarin ozelliklerini belirlemekte fayda var. Boyle bir urun Cin'de cok hizli bir sekilde (isik hizinda :)) taklit edilebilir; fikirle ilgilenleri uyarayim. Bu fikirle 'Turk Mucit' yarismasina katilmak da serbestir :) ben o kadar gaza gelemedim.

23 Mayıs 2007 Çarşamba

Merhaba

Uzun zamandir aklimda, "Bu fikirleri bir yazayim" diye. Kismet sabahin 2'sineymis. En azindan bir giris yapayim dedim belki gerisi de gelir.
Giris olarak cok eski ve kisa bir fikrimi yazmak istiyorum: Amca Donald's restoran zinciri :) Hamburger agirlikli olmasini bekliyorum ama kebapci veya pizzaci olabilir. Balikci uygunsuz kacar. "Donald Amca's" da olabilir. Telif haklari mevzusundan dolayi ordek amcanin cizimi ve arkadaki 'm' harfinin degistirilmesi tavsiye olunur. Birileri bu fikri degerlendirirse bulabildigim herkesle her aksam orada olunur (fikir promosyonu :)).
Bu arada Donald Amca resmi ararken karsilastigim bir videoyu da sizlerle paylasayim:
http://www.youtube.com/watch?v=s5zTTK5nrkw
Iyi aksamlar, gorusmek dilegiyle.